19 Aralık 2016

Bir Mahsun Mor Menekşe Gölgelerin Kollarında!

Kayahan ve Nilüfer'in Mor Menekşe şarkısını bilmeyen yoktur... İlk defa 1988 yılında okunan şarkı "Bir Mahsun Mor Menekşe Ağlıyor mu ne? GÖLGELERİN KOLLARINDA HATIRALAR HALKA HALKA BEN ONA TUTSAK diye başlardı... Sonra da Nilüfer Nerde... Nerde çarem nerde diye ağlar gibi nakaratı okurdu. Ne güzel şarkıydı... Ama yazımızın temeli Nilüfer değil ben bambaşka bir şeyi anlatacağım size... Gözümüzün önünde dursa da hiç konuşulmayan bir şeyi...

Şuan Türkiye, Fethullah Gülen'in bize iade edilmesi için uluslararası arena'da büyük çaba sarfediyor değil mi? Suçlama ne? Terör örgütü lideri olmak... Bu konuyu birileri işledi hatırlıyor musunuz? 2010 yılında bir film çektiler... Dediler ki bak Hacı suçsuz... Hacı'yı almaya kalkarsanız rezil olursunuz... Kan davası için ülkeyi rezil edersiniz... Ülkemizin prestiji bozulmasın diye uyardılar bizi değil mi? Öyledir kesin... Yoksa ayar vermek için, akıllı olun demek için, algı oluşturmak için değildir kesin değil mi?

Newyork'ta Beş Minare...

Newyork'ta beş minare filmini de izlemeyen yoktur sanırım. Okurlarımız arasında izlemeyen varsa da bir an önce izlemesini tavsiye ediyorum... Harika çatışma sahneleri var. Anlatımı, sahneleri, açılar vesaire, rakiplerini düşündüğünüz zaman çok başarılı... Ama bizi yazı yazmaya iten tekniği de değil... Filmin içeriği gözümüzün önündeyken ilginç bir şekilde hiç konuşulmaması...

Filmin yönetmeni Mahsun Kırmızıgül, bu filmi 2010 yılında çekmişti. O dönemlerde Fethullah Gülen, ülke insanı gözünde şuanki gibi değildi... Taraftarları çoktu... Devletin her noktasında adamı vardı... Dolayısı ile ona çaktırmadan da olsa güzelleme yapmak elbette doğaldı değil mi? Öyle değil mi Mahsun?.. Belki de öyle değildir. Biz yanılıyoruzdur değil mi? Bir de bu film komedi olarak çekilecekken, Mavi Marmara'nın hemen sonrasında birden nasıl oldu da aksiyon ve drama döndü? Bu yalan mı? Belki de yalandır değil mi? Ya da denk gelmiştir...

Filmi biraz anlatalım.. Filmi dün gibi hatırlıyorum diyenler 3 paragraf atlayabilir.

Şimdi filmde ne var ilk önce onu anlatalım ki izlemeyenler konuya fransız kalmasın. İzleyenler de hafızalarını tazelesin. Film temelde Türkiye'de dünyanın dört bir yanında terör eylemlerinde bulunan bir örgütün çökertilmesi ile ilgili. Emniyet teşkilatı, Hizbullah benzeri örgütün lideri ile ilgili çalışmalarını yürütürken elindeki verilere dayanarak Amerika'da munzevi bir hayat süren "Hacı" isimli bir din adamına yönelir. Suçlamalara göre "Hacı" bu örgütün lideridir.

Türkiye, terör örgütü lideri ilan ettiği Hacı'yı Amerika'dan almak için FBI'ı razı eder... FBI ile birlikte Hacı'yı almak için iki polis görevlendirir. Bu iki polis Hacı'yı getirecekken, Hacı'nın adamları (hepsi üniformalı eli silahlı profeyonel adamlar) bir operasyon düzenleyerek hocalarını kaçırır. Sonra bizim cevher iki polisimiz Hacı'yı bulur. Hacı'nın tek isteği sadece iki gün bu polislerle zaman geçirmektir. Eğer iki gün geçirmeyi kabul ederlerse polislerin her isteğini yapacaktır. O iki gün içinde polislerden biri Hacı'nın suçsuzluğuna inanır. Fakat diğer polis, ki bu polisi oynayan Mahsun Kırmızıgül, kesinlikle Hacı'yı suçlu bulur.

Neyse Hacı'yı Türkiye'ye getirirler fakat mahkeme Hacı'yı suçsuz bulur! Tam bu sırada Emniyet, Mahsun Kırmızıgül'ün canlandırdığı polisin Hacı'ya komplo kurduğunu, aslında onun kanlısı olduğunu öğrenir. Yani sırf bir kan davası için Türkiye Hacı'yı suçlamaktadır! Filmin sonunda Mahsun da inanır Hacı'nın suçsuzluğuna. Fakat Mahsun'un dedesi hacıyı öldürür ve film biter... Filmin sonunda herkes hacı için üzülür.

Dosyayı bir açalım bakalım ne var içinde

Film temel olarak böyle... Şimdi bizim ne anladığımıza gelelim...

Film ilk önce bir yazarın arabası içinde suikaste uğramasıyla başlıyor. Bu sahne Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Bahriye Uçok gibi yazarların katledilmesi ile ilgili bir hatırlatma yapıyor. İlerleyen sahnelerde bu suçu araştıran istihbarat müdürü bu zamana kadar bu olayların faillerinin bulunamadığını ve yine bulunamayacağını ifade ediyor... Bakın bu bir istihbarat müdürü algıya dikkat edin... Daha sonra suçlular yakalandığında da Emniyet müdürü biz yakalarız da bunları yargılatacak güçlü savcılar lazım diyor. Sene 2010... Kim geliyor aklınıza? Özel Yetkili Savcılar... Zekeriya Öz olmasın sakın? Onun gibi savcılar olmasın sakın? Değildir dimi... Devam edelim.

Mavi Marmara denk gelmiştir... Öyledir kesin değil mi?

Film çekildiğinde 2010 yılındayız ama en son eylemini 1999 yılında yapmış Hizbullah, hafızalarda tazeleniyor. Bugün de yaşıyor algısı pompalanıyor... Radikal islam terördür algısı yaratılıyor. Unutmayın film 2010 Mayıs'ta vizyondaydı. 2010 Mart'ta ne olduğunu hatırlıyor musunuz? İHH önderliğinde Mavi Marmara yaşandı... Yani Mavi Marmara'dan hemen 2 ay sonra bu film vizyondaydı. Diyalogsuz islam terör mü yoksa?

Bir hatırlatma daha yapalım. Filmdeki gibi bir terör örgütünün günümüzde de Türkiye'de varolduğu iddiası FETÖ tarafından sürekli pompalanıyordu. 17 Aralık darbe girişimi sonrasında, selam terör örgütü adı altında bir sürü insan hukuksuz olarak dinlendi. Hükümete yakın yazarlar, selam diye bir örgütün aktif olarak bulunmadığını dillendirirken, Gültekin Avcı ve cemaate yakın yazarlar ısrarla selam terör örgütünün faal-aktif olduğunu dillerine doluyorlardı.

Önder Aytaç ve Emre Uslu seni neden bu kadar çok seviyor?

Bak New York'ta Beş Minare filminin hemen bir sene öncesinde sene 2009, Önder Aytaç ve Emre Uslu Taraf gazetesinden her gün birine saldırırlarken, bir anda siyasetten vesair uzaklaşıyor ve bir filmden bahsediyorlar… ”Mahsunla güneşi gördüm” diyorlar ortak bir ağızla ve Mahsun Kırmızıgül'ün ‘’Güneşi Gördüm’’ filmini yere göğe sığdıramıyorlar... Ne kadar doğal değil mi? Belki de doğaldır... Olabilir değil mi?

Filmin karakteri Hacı, kimin lakabı bilmiyorsun değil mi Mahsun?

Filmin baş rolü kimdi? Hacı... Yani film Hacı'nın etrafında dönüyor. Tam adı Hacı Gümüş... Karakterin görsel olarak kime benzediğine girmiyorum bile... Sadece bak kısa bir bilgi vereyim. Sen kesin bilmiyorsundur Mahsun...

Kenan Evren 12 Eylül 1980 darbesinin sonrasında Fethullah Gülen'i sıkı takibe alır. İzmir’de oturmakta olan Gülen'in annesi Refia Hanım’ın evi de defalarca aranır. Maksat Fethullah Gülen'i yakalamak.

Annesi de Gülen'in arkadaşlarını ya da müritlerini gördüğünde “Bizim HACI acaba nerelerde yatıp kalkıyor” diye merak eder. Bu sözleri nereden mi biliyoruz? Söyleyelim...

Gülen'in hayatını anlattığı küçük dünyam kitabından... Bak ne diyor:

Annemin vefatında yanında bulunamadım. İstanbul’a gitmiştim. “Annemin vefatına dayanamam” der ve ondan önce ölmeyi arzulardım. Fakat sonra aklıma gelirdi ki, bu kadın benim vefatıma dayanamaz, çıldırır. Ne zaman ziyaretine gitsem, o hasta haliyle yanıma yaklaşır, ayaklarıma dokunur, çorapları yoklar ve “Ayakların üşürdü” derdi. Çok basiretliydi. Bazen bazı arkadaşlarla alâkalı soru sorar, hizmetle ilgilenir, sorudan hoşlanmadığımı sezerse hemen konuyu değiştirir, çevresindekilere, “Ne duruyorsunuz, şu Hacı’ya bir çay yapın da getirin” derdi. Şimdi bir türlü onun boşluğunu dolduramıyorum.

Olabilir denk gelmiştir... Olabilir değil mi? Belki de...

Ortalık hele bi durulsun değil mi?

Hacı karakteri, Türkiye'ye döndüğünde anasını buluyor ve onunla hasret gideriyor. Anası onun izini kaybetmiş olduğu için soruyor oğlum neden gelmedin vs diye... Bakın diyalog aynen şöyle:

Hacı: Çok özlemişem memleketi!

Anne: Özlediysen neden gelmedin Hacı?

Hacı: Durgun suları bulandırmamak için!

2004 yılında Hacı... Pardon Gülen Zaman gazetesi için yazdığı yazıda bakın ne diyor:

Bunlar da bana ‘çık git’ demezlerse Türkiye’deki havanın biraz daha durulmasını bekleyeceğim. Sular tam durulmadıktan sonra yeniden Türkiye’de bir kıyamet kopmasına vesile olmak istemem. Çünkü sûru dudağında üflemek için bekleyen bir sürü insan var.”

Dinler arası diyalog çok ilerledi dimi Mahsun?

Bu arada Hacı da ilginç bir şekilde dinler arası diyaloğa inanıyor. Karısı hristiyan ve bunu gözümüze gözümüze sokuyor. Karın hristiyan mı dediklerinde hepimiz Allah'a inanmıyor muyuz diyor. Muhammeden rasulullah'a gerek yok değil mi Hacı? O kadar da değil hacı...

Hacı ile Gülen arasında nasıl bir bağ olabilir abartmayalım değil mi? Bu arada Hacı'nın bir iki sahnede Said Nursi'den alıntı yapması da rastlantı.

Kızı yok ama ya... Diyenleri duyuyorum

Yerin kulağı vardır ya hani ben de Gülen'in kızı yok ama seslerini duyar gibiyim. Yok değil mi kızı? Evli de değil değil mi? Emin misiniz? Bakın aşağıda bir belge var... Okuyun bir zahmet... Bu belge ışığında Google'a bir yazın bakalım Fethullah Gülen'in kızı diye neler çıkacak...



Velhasılkelam Eskiden de severdim ama şimdi daha bir güzel geliyor sözleri...

Akşam oldu penceremde

Yorgun rüzgar esiyor geçiyor renkler suskun

Bir mahsun mor menekşe

Ağlıyor mu ne

Gölgelerin kollarında

Hatıralar halka halka

Ben ona tutsak

Nerde nerde en son çizgi nerde

Nerde nerde çarem nerde...

Ha bu arada bitmedi devam edicez... Bir de Mucize var... O filmde ne mucizeler var bir bilseniz...

En doğrusunu Allah bilir... Selametle...

Enver Zaim
https://twitter.com/enver_zaim

YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner203

banner202