15 Aralık 2016

Halep oradaysa...(1)

Müslümanlara İslam medeniyeti anlatmak deveye hendek atlatmak gibi bir durum.

Hele bugünlerde, bu bölünmüşlük içerisinde durumu izah etmek hendeği deveden atlatmaktan daha zor. Çünkü ne anlatırsanız anlatın hepsinin taassubu sizi büyük engelleri aşmak zorunda bırakıyor. Hem de öyle engellerle karşılaşırsınız ki sonunda anlatacağınıza, anlattığınıza pişman olursunuz.
 
Bir defa İslam coğrafyasında okuma alışkanlığı yok. Daha doğrusu bu alışkanlığı bitirmiş, yok etmişler.

Tarih şuuru bir topluluğun şah damarlarıdır. Maalesef Müslümanların şah damarını kesmişler ve tedavi edilmezse beyin devre dışı kalacak.
 
Şu ara üzülerek Halep'in düştüğünü görüyoruz. Şiiler sevinç, Sünniler büyük bir üzüntü içerisinde durumu tahlil etmeye çalışıyor. Oysa bilinmeyen bir gerçek Halep'in aslında Şii veya Sünni bütün Müslümanım diyenlerin sonu olduğu gerçeğidir.
 
İslam Tarihinde Mekke, Medine, Kudüs, Bağdat, Semerkant, Saraybosna, Şam, Halep, İstanbul ve bazılarının itiraz etmesine rağmen Tahran'dır.
 
10 Şehir.
On önemli damar.
Şimdi gelelim işin aslına.
Siz düşman olsanız hasmınızın neresine saldırırdınız?
Ölümcül tarafına değilmi? 

 
Bakın şimdi.

Önce Mekke ve Medine'ye saldırdılar. Cennet Mekan Fahrettin Paşa yeri geldi kahramanları ile beraber çekirge yedi ama Mekke ve Medine'yi düşmana teslim etmedi. En sonunda gayrımüslimin ayak basmaması şartı ile bu iki şehri Suud Ailesine teslim ederek sürgüne gönderildi.

Sonuç: İslam ve Müslümanlar o günden sonra başsız kalıyor.

Arap yarımadası o günden sonra Batının arka bahçesi halini alıyor.
 
Sonraki hedef elbette Kudüs.

Osmanlıdan koparılan Kudüs'ü savunmak için bölgeye geçen İzzettin El Kassam İngilizler tarafından şehit ediliyor. İlk kıblegahlarına sahip çıkamayan Müslümanlar İzzettin El Kassam'ın şehadetiyle Kudüs'ü altın tepsiyle İngilizlere ve Yahudilere hediye ederler.

Sonuç: Ortadoğu'da Müslümanların egemenliği resmen sona erer.
 
İzzettin El Kassam'ın Lazkiye'li olmasından ve Osmanlı'ya bağlılığından korkan Fransızlar duruma Fransız kalmak yerine hemen durumu toparlama gayretine girişir ve Suriye diye adlandırdıkları bir Devlet kurarak yönetime Nusayri yani Kudüs'ü aklının ucuna getirmeyecek bir yönetim oturtur.

Sonuç: Kudüs'ün Sünnilerle bağı kesilir. Ekonomisi sıfırlanır, Golan Tepelerindeki ve dahi bölgedeki tek su kaynağı Yahudilerin kontrolüne geçer.
 
Tam her şey hallolmuşken bu defa Mısır dolaylarında Kudüs davası ile yanıp tutuşan Müslümanlar ortaya çıkıverir. Merkez üssü Kahire olan bu hareket Hüsnü Mübarek darbesi ile püskürtülür ve Kahire resmen batının eline geçer.

Sonuç: Mısırdan Kudüs'e ulaşan yardımların tamamı bıçak gibi kesilir. Kahire ve dolayısı ile El Ezher Üniversitesi batıya güdümlü hale gelir. Üniversitenin fonksiyonları yavaş yavaş tüketilir vesaire.

Müslümanların yaşam alanlarını kısıtladıkça başka bir şehir ortaya çıkar.

Bağdat.

Uzun bir dönem İslam alimlerinin sığınağı olan Bağdat Batınında teşviki ile Saddam rejiminde uslu bir şekilde olduğu yerde durmaktadır. Ta ki Saddam'ın bir gün Kudüs ve Arap yarımadasından batıyı sürme meselesini hatırlamasına kadar.

Saddam önce Kuveyt'e sonra İsrail'e saldırır.

Davasının adını ise Batıyı ve Yahudileri Arap yarımadasından ve Ortadoğu'dan gönderme hareketi olarak adlandırmaktadır. Aklınca Kuveyti alarak Batının ekonomik kalesine yumruğunu indirecek Kudüs'ü kurtararak ikinci Selahaddin olacak ve Müslümanların önderi olacağına herkesi ikna edecektir.

Sonuç: Bağdat işgal edilir, Saddam ortadan kaldırılır, Batının önünde tasması ile gezinen bir yönetim başa geçirilerek Şehrin Müslümanlarla bağı tamamen koparılmış olur. Öyle ki bu gün Bağdat'a adım atan gayrımüslim kırmızı halılarda yürütülürken Bağdatlı olmayan bir Müslümanın hapse atılma, öldürülme olasılığı %75 e ulaşmıştır.
 
Çok yakından ilgili olduğumuz için Semerkant'ı ve Saraybosnayı anlatmama yürek dayanmaz.

Bir iki cümle ile ifade edeyim Semerkant bugün hala Rusların işgali altındadır. İnanın Batı Afganistan'a kafasına göre girip çıkıyorsa bunun en büyük sebebi Semerkant'ın bağımsızlığını bir türlü sağlayamamış olmasıdır.

Saraybosna  ise Türkiye'nin hamiliği neticesinde daha rahat yaşamakta. Bir gerçek var ki Saraybosna Türkiye'nin hamiliğine rağmen Batıya açılan Müslüman penceresi olmaktan uzak görünmektedir. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç'in ölüm döşeğinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı yanına çağırmasının tek sebebi işte bu kötü olasılıkları görmüş olmasıdır.

Sonuç: Semerkant prangalanarak Doğu Asya Müslümanları Batı tarafından diledikleri gibi derdest edilirken Saraybosna zayıflatılarak İslam'ın Batıya akmasının önüne geçilmiştir.

Not: Yarın da "Halep oradaysa" başlıklı yazının devamı gelecek. Yarınki yazıda İstanbul, Şam, Halep ve Tahran anlatılacak.

 
YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner203

banner202