16 Ocak 2017

Karda kışta evde mahsur kalan ZELİKIZ’ın dizilerle imtihanı!

“İstanbul’a kar yağınca Türkiye’ye kar yağar” der ya eski gazeteciler; işte bu defa hakikatten fena kar yağdı İstanbul’a. Bütün haber bültenlerinde başköşeye kuruldu kar – kış haberleri. Sanki memleketin yarısı yılın altı ayını kar altında, bundan çok daha ağır şartlarda geçirmezmiş gibi…

Velhasıl ben de İstanbul’un çoğunluğu gibi evde mahsur kaldım. Fırsat bu fırsat deyip uzun zamandır okumaya fırsat bulamadığım kitapları sıraladım önümdeki sehpaya. Güzel bitki çayları demler, ara sıra pencereden yağan karı seyreder ve bol bol okurum diye düşünürken baktım benim muzip arkadaşlarımdan biri kapıda…

Meğer kaloriferleri bozukmuş ve buz gibiymiş evi; o da atlamış gelmiş bana. Bizimki ciddi bir sinefildir; boş durmamış yanında bir torba da dizi getirmiş. Anlayacağınız benim okuma hayallerim bir başka vakte ertelendi ve eksik olmasın canım arkadaşımla uzun bir dizi maratonu yaptık yoğun kar altındaki üç gün boyunca…

Stranger Things diye sekiz bölümlük bir diziyle başladık maceraya. Müthiş sürükleyici, mistik unsunlar da içeren bol gerilimli bu dizi çok fena gerdi bizi. Hem gözümüzü ekrandan ayıramıyoruz hem de korkudan tir tir titriyoruz… Bütün bir sezonu altı saatte, adeta göz kırpmadan tamamladık. Dört tane küçük çocuğun etrafında şekillenen bu nefis hikayeye inanın hayran kaldık. Hani ‘adamlar yapmış’ derler ya; işte öyle bir şey…



Bizimki durur mu; hemen ikinci diziyi çıkardı heybesinden nefes bile almaya fırsat vermeden. Bu defa dört sezon hayranlıkla izlediğim, yüzyılın başından bir İngiliz aristokrat ailenin Downton Abbey malikanesindeki naif ve zarif hikayesinin beşinci sezonunu izlemeye başladık. Bizdeki ‘Sülüman, Sülüman’ diye dolaşılan tarihi dizileri düşününce, maalesef bir kez daha derin bir hüzün yaşadık. Muazzam senaryo, büyüleyici dekorlar, sizi adeta zaman yolculuğuna çıkartan kostümler ve nasıl geçtiğini fark edemediğimiz saatler…



Dünya edebiyatının klasikleri tadında bir dizi yapmışlar. İlk sezon itibariyle fonda Birinci Dünya Savaşı, Titanik faciası gibi gerçek olaylar akıp geçiyor; önde ise malikanenin her sosyal katmanından insanın hikayesi veriliyor. Hele de tarihe tutkun olanlar bu başyapıtı not alın ve fırsat bulduğunuzda mutlaka izleyin derim…

Dizi maratonumuzun son durağında Bates Motel vardı ekranda. İki çocuklu bir annenin oğullarını da alıp Amerika’nın bir başka köşesinde çıktığı otelcilik macerasını anlatan bu dizi de ciddi gerilim unsurları içeriyor baştan uyarayım. Ama öte yandan da erkek evlat – anne arasındaki etkileşim, orta sınıf Amerikan toplumunun fotoğrafı ve cinayetin anatomisi ele alınmış ince ince…



Ve söyleyecek hiç bir şey yok, yine ortaya harika bir iş çıkartılmış. Benim gibi bir kitap kurduna bile kar altında burnumuzu kapının önüne çıkartamadığımız günlerin nasıl geçtiğini asla fark ettirmeyen bu üç diziyi bütün dostlara tavsiye ederim efendim. İzleyin, kesinlikle pişman olmayacaksınız… 
YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ömer faruk 4 ay önce

Hepsini omasada bir kaçını izleme fırsatı bulmuştum gerçeketen bizim ülkemizde de böyle diziler yapılsa denecek dizlerden

Avatar
Enver 3 ay önce

Harika çok teşekkürler başarıların daim olsun inşAllah..