ÖZEL HABER

TUFAN YILMAZ: Türk dizilerinin dayanılmaz yükselişi (!)

Türkiye Haber Merkezi yazarı Tufan Yılmaz bugün "Türk dizilerinin dayanılmaz yükselişi (!)" başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yılmaz yazısında son dönemde geliştiği söylenen Türk dizi sektörünün artık kalıplaşmış yapısını kaleme alarak, sektördeki klişelere dikkat çekiyor.

Konular: türk dizileri, yazar, Türk, türkiye haber merkezi,

Türkiye Haber Merkezi yazarı Tufan Yılmaz bugün "Türk dizilerinin dayanılmaz yükselişi (!)" başlıklı bir yazı kaleme aldı. 

Yılmaz yazısında "Güzel bir kadın, kaslı ve yakışıklı bir erkek, bolca aldatma, karmaşık ilişkiler, zenginlik, ihtişam ve güç. Bunlar tutmadı mı? Biraz Ege ağzı yahut Karadeniz (Yalnız, Karadeniz ağzı her kelimenin sonuna getirilen “da” ile yapılmalı(!) ) Hiçbir şey tutmazsa; mafya içerisine bir tane derin devlet ajanı yerleştir(!) Birkaç istisna dışında koca bir dizi sektörünü (Ne kadar sektör denilirse) özetlediğimi düşünüyorum." sözleriyle Türk dizilerini eleştirdi.

Yapımların özgünlüğünü kaybettiğini belirten Yılmaz "Doksanlı yıllar ve 2000’li yılların başlarında dizilerimizde samimi karakterler ve hikâyeler yaratabiliyorduk. Bunun son temsilcisi olan Sulhi Dölek’i 2005 yılında kaybettik." sözleriyle usta senaristin vefatıyla özgün senaryo yazarlığının da son bulduğunu belirtti.

İşte o yazı;

Güzel bir kadın, kaslı ve yakışıklı bir erkek, bolca aldatma, karmaşık ilişkiler, zenginlik, ihtişam ve güç. Bunlar tutmadı mı? Biraz Ege ağzı yahut Karadeniz (Yalnız, Karadeniz ağzı her kelimenin sonuna getirilen “da” ile yapılmalı(!) ) Hiçbir şey tutmazsa; mafya içerisine bir tane derin devlet ajanı yerleştir(!) Birkaç istisna dışında koca bir dizi sektörünü (Ne kadar sektör denilirse) özetlediğimi düşünüyorum. Birbirinin aynı olan kanavaların isimlerini değiştirerek farklı oyuncu kadrolarıyla ısıtıp ısıtıp önümüze konulup her defasında yememizden bahsediyorum. Peki, masallarımızın, tarihimizin, destanlarımızın; kısacası öz anlatımızın zenginlikleri nerede?

En azından doksanlı yıllar ve 2000’li yılların başlarında dizilerimizde samimi karakterler ve hikâyeler yaratabiliyorduk. Bunun son temsilcisi olan Sulhi Dölek’i 2005 yılında kaybettik. Böylece bu zenginliği de yitirmiş olduk. Şimdi ise dizi sektörünü ellerinde bulunduran yapımcıların katı kalıplarla “bu tutar” “şu tutmaz” dedikleri birkaç tema, konu yahut ilişki üçgeni içinde sıkışan senaristlerin karakterlerini sanki İngilizceden çevrilip seslendirilmiş gibi konuşturduklarını duyuyoruz.

Türkiye dışına baktığımızda; yabancı dizi sektörlerinin artık Hollywood ‘a eşdeğer yapımlara imza attıklarını görüyoruz. Tabi ki bütün bunların gerçekleştirilebilmesinin arkasında büyük sermaye sahiplerinin olduğu aşikâr. Lakin Türk dizilerinin vasatlığının tek sebebi sermayelerinin yabancı dizilere göre küçük ölçekte olması değil. Bunun en başlıca sebebi yapımcılarımızın seyir alışkanlığımızı değiştirebilecek vizyona, hassasiyete yahut fedakârlığa sahip olmamaları. “ Seyirci bunu izliyor” “Bunu seviyor” demek küçük bir çocuğa her öğünde sırf seviyor diye çikolata vermek gibi bir şey. (Para kazandıktan sonra sorun yok diyorlar!) İşler bu şekilde olunca dizi çekmek dünyada sektörleşirken biz de imece gerçekleştirilen bir etkinliğe dönüşüyor.

En vahim gerçek ise Türkiye’de dizi sektörünün kolay yoldan para kazanmak ve kara parayı yasallaştırmak için aracı bir sektör haline gelmesi. Bu anlayış her halükarda dünya standartlarında yapımların yaratılmasının önüne geçmiş durumda. Hâlbuki Türk yapımcılarının göremediği şey (Görmek istemediği) reyting sistemine gebe yapımların kalitesini artırdıklarında, daha büyük bir pazara açılabilecekleri gerçeğidir. Dizileri sürelerini düşürmek, daha özgün karakterler ve kanavaların yaratımını sağlamak, fantastik, fantastik komedi, bilim kurgu, polisiye, kara mizah gibi türlerin etkinlik alanların artırmak; kısacası senaryo yazarlarını çokta izanı olmayan satış formüllerinin içine sıkıştırmamak dizi sektörümüzün oluşmasına ve değer kazanmasına olanak sağlayacaktır.

Tabi ki seyir alışkanlıklarımız çabucak değişmeyecektir. Türk dizi sektörü bunun bilincinde olan yapımcı ve kanal sahiplerinin fedakârlığıyla inşa edilebilir. Bunlar şimdilik hayal gibi gözükse de, bir şeyleri başarmak istiyorsak önce hayal etmeliyiz.


TUFAN YILMAZ'IN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

Yorumlar