"F.GÜLEN ÖLMEDİKÇE İLLÜZYON BOZULMAZ!"  (2.bölüm)
Dün haber sitemizde ilk bölümü yayınlanan "SAİD ALPSOY RÖPORTAJI" nın 2.bölümünü yayınlıyoruz. Bu bölümde 17 yıl FETÖ'nun içerisinde bulunan ve bir dönem "FUTBOL İMAMI" olan Said ALPSOY, bu oluşumun nasıl sona ereceğini, Futbolcuların F.Gülen ile ilişkilerini, Galatasaray'ın içindeki FETÖ cuları ve Fetö den ayrılırken yaşadığı sıkıntıları anlattı.
İşte o röportajın 2. bölümü... 


Peki, siz bunlarla yolunuzu ayırdınız. Sizinle birlikte latif bey veya Nurettin Veren gibi daha önce yapıda bulunmuş kişiler bulundukları konumu anlatmaya çalışıyorlar. Yapının çok sıkıntılı bir yapı olduğunu dinledikçe görüyoruz. ‘Ben gidiyorum’ dediğinizde kolayca çıkıp gidilebilecek bir yapı değil herhâlde. Siz ayrılırken nasıl bir süreçle yaşadınız? Kendi güvenliğiniz açısından endişeler yaşadınız mı? Yapıdan ayrıldıktan sonra sizin bildiklerinizi ifşa edebileceğinizi düşünerek örgüt endişe yaşamadı mı? Bu endişelere karşılık yapının bir yaptırımı var mıydı? Ve hala ayrılamayan yüksek konumdaki insanlar neden ayrılamıyorlar?
Sorduğunuz soru çok stratejik bir mesele hakikaten. Az önce yapının işleyişi konusunda olduğu gibi standart bir cevabı da yok bu sorunun. Belli kategorilere ayırarak cevaplandırabiliriz. Tahminim en büyük kategori de illüzyon hala devam ediyor. Ben kendi kitap çalışmam açısından da yapının şu anki düşüncesiyle ilgili sıcak takip yapabilmek için üç dört tane Twitter adresini her gün mübalağasız on, on beş sefer girip kontrol ediyorum. Bu son derece verimli oluyor. Size de tavsiye ediyorum. İhsan Yılmaz gibi Tuncay Opçin gibi isimler var. Emre Uslu açık ama fiiliyatta kapalı gibi. Sadece başlık paylaşıyor. Linkleri de zaten engellenmiş, girilmiyor. Bir de Hasan Sutay var. Evet dişe dokunur malzemeler var. Sürekli update ediyor, tazeliyor. Bunları takipte tutmanızı öneririm. Mesela onlardan gördüğüm şu, dışarıya da verilmek istenen mesaj; ‘ bu maç bitmedi. Şimdilik onlar kazanmış gibi görünebilirler ama süngüyü dik tutun, moralinizi kaybetmeyin daha bu işin geleceği var falan…’ Şimdi çok kabaca hâlihazırda içeride bulunan insanların rütbe ayrımı yapmadan sayısal olarak kesinlikle ana gövdesini bu argümanlar ayakta tutuyorlar. Tabi bu psikolojik yönden de çok etkileyici bir argümandır. İnsan ümidi bittiği vakit biter. Yenilse bile ümidi ayakta tutabilmektir mesele. Peki, o zaman soralım, bunun da bir sonu var mı? Var. F. Gülen’in ölümü. O zaman illüzyon bitiyor. Hiç unutulmaması gereken merkez diyorum ya, bu herif mehdi, biz de mehdinin ordusuyuz. Düşüncenin temel kazığı bu. Şimdi temel kazığı bu düşünce olduğunda ne kadar büyük felaket yaşarlarsa yaşasınlar! F. Gülen’in kafası şu sıra karışmış vaziyette. Çünkü teorik karşılığı olmayan bir hafta on gün yaşıyor. Ama tabi yapı bu kadar bilmez. Yapı daha kabataslak bakıyor hadiseye. Zaten hadislerde de var yani. Deccal mehdinin üzerine öyle bir gelecek ki herkes Deccal işi bitirdi diyecek. Şimdi bu teorik arka plandan beslenen birisi şu anda yaşanan büyük yıkıma bakıp tamamen demoralize olmuyor. Bu durum zaten haber verilen bir durum. Ama diyor bunun sonrası da var. Çünkü aynı hadisler diyor ki, durum tam böyle giderken 180 derece her şey tepetaklak değişecek. Onun hâsıl ettiği bir ümit var. Böyle bir illüzyon var. Şimdi tüm bunların anlatıldığı gibi devam edecek olması mehdinin hayatına devam ediyor olmasına bağlı. Mehdi kimdi? F. Gülen. 3 hafta sonra tut ki bir sebepten öldü. Bütün illüzyon bitiyor. Çünkü doğal olarak diyecekler ki hani mehdiydi. Sayısal olarak büyük dağılma F. Gülen’in ölümünden sonra yaşanacak. İllüzyonun bittiğini en ahmak olan bile gerçeği görecek. Dışarıya doğru büyük bir dağılma olacak. Zaten yıllardır bir sürü manyaklık derecesinde hırs sahibi ‘ölsün de yerine geçeyim’ hesabı yaptığı için bütün o büyük abiler birbirlerine düşecekler. Bir de kendi aralarında bölünecekler. Sayısal olarak büyük kategoriyi izah eden durum bu. Bu kategoride olan adamlar şu anki fevkalade ortam nedeniyle kendilerini sizin bizim gibi insanların tahmin edemeyeceği enstrümanları kullanarak gizliyorlar. Bu zaten yapıyı karakterize eden en önemli psikokültürel özelliklerden biridir. Kendini gizleyebilmeye genel olarak tedbir adı verilir. Akla hayale gelmeyecek en uç önlemleri bile alırlar. Bu yapıdaki eski bir kültürdür.

Futbol, İslam cemaatlerinde iyi karşılanmayan bir daldır. Hatta çoğunda günah olarak addedilir. Futbol, İslami hassasiyetlerle hareket eden yapıyla hiçbir zaman entegre olamamışken bu cemaat neden futbola girmeye çalıştı?
Futbolun sosyal cazibesinden faydalanmak için. Bir reklam unsuru olarak, o noktada da fevkalade yararlandılar zaten. Şimdi İslami, kitabi ölçüleri bir kenara koyun. Fetö’nün zaten hiçbir dönem öyle ciddi bir derdi olmadı. Oldu gibi zannettik biz. Şimdi şuradan hareket edin. Türk toplumunda futbolun çok ciddi bir popülaritesi var mı? Kesinlikle var. O zaman futbol çok etkin bir güç kaynağı. Böyle olması zaten her şeyi bitirmeye yetiyor Fetö açısından. O zaman şunu yapıyorlar. (yani yaptık da 5 senelik dönemimde de) siz Galatasaray’ın o 200 senesindeki UEFA şampiyonu kadrosundan bir yıldızsınız. Ben Fetö olarak her fırsatta sizin bana mensup olduğunuzu deklare ediyorum topluma. Sizin üzerinizden parayla yapılamayacak reklamı yapmış oluyorum. Sokaktaki insan diyor ki, yani Emre’de Fetöcü ise, Arif’de Fetöcü ise, Hakan’da Fetöcü ise o zaman Fetö’culuk kötü bir şey değil. Bir şekilde zihninde kötü bir imaj varsa çok hızlı olarak o imajı yerle bir ediyorsunuz. Şimdi bu toplumun geneline bakan işlevselleştirme, reklam unsuru olarak kullanma. Ama bununla bırakılmadı. Mesela Ahmet Kara dönemin İstanbul imamı. Çok üst düzey, etkin birisi. O zaman Türkiye çapından Fetö’ye mensup olan ya da sempatizan düzeyinde olan bütün il valileri burada çok gizli bir kampa alınıyorlar Fetö tarafından. Bunların içerisinde artık böyle şeylere ihtiyacı kalmamış kemik kişiler de var. Ama onların jargonuyla konuşursak ayarda olanlar da var. Ve bu adamların hepsi devletin valisi. Böyle onlarca insan. Ayarda olanlara onları daha da içeriye çekmek için güç gösterisi yapmak çok önemli bir faaliyet. Bunu ben Ahmet Kara olarak nasıl yapıyorum? Mesela; sabah toplantılarından bir tanesi bittikten sonra Ahmet Kara Show yapıyor; ‘Size Emre’yi, Okan’ı Arif’i getireyim mi?’ şaşırıyor herkes tabi. Açıyor telefonu, adresi veriyor ‘Arkadaşları topla iki saat sonra şurada olun’ diyor. İki saat sonra o arkadaşlar orada oluyorlar. Şimdi empati yapın, kendinizi oradaki valilerin yerine koyun. Bu manzarayı nasıl okuyorsunuz? Bu herifler sadece devleti ele geçirmemiş, bütün futbol da bunların elinde. Çok büyük ihtimalle şu imajı da veriyor; ‘zannetmeyin ki bunlar sadece şu çağırdıklarımdan ibaret’. Bence bu olayın yalan kısmı ama eminim onu da yaptılar.



Futbolda nakit mevzusu var mıydı?
Futboldan gelecek olan para hiçbir zaman birincil olarak kabul edilmedi. O zaman da bize hoca efendinin talimatıdır diye iletiliyordu. Kesinlikle bu çocuklar himmet yapsınlar, para versinler diye sıkıştırılmayacak. Yani kaçmasın endişesiyle. O noktada rahat tutulacak, üzerlerine varılmayacak ki normal esnafın ciğeri sökülüyor para diye. Futbolcular kendileri isteyerek veriyorlarsa verecekler ama biz ver demeyeceğiz. Verdiklerinde de miktar zikretmeyeceğiz. Kaçmasınlar diye. Çünkü bunlara yüklenen esas görev paranın asıl kaynağı veya başka türlü siyasi kaynağı olan kişileri avlayacak yem olmaları. Bu son derece akıllı bir yaklaşım. Çünkü bizzat kendi cebindekini alayım dediğin vakit gelebilecek olan rakam ne kadar büyük olursa olsun sınırlı.

Aynı süreç milli takımda da denendi mi?
Benim bulunduğum dönemde milli takım özel bir çalışma alanı olarak görülmedi. Sonra olduysa bilemiyorum tabi.

Futbolda Yöneticiler, Teknik heyet futbolcularının özel hayatlarını en ince ayrıntısına kadar takip edip, müdahaleler yapabiliyorken sizin bulunduğunuz o dönem içerisinde Galatasaray yönetimi bu kadar popüler olan bir takımın futbolcularının bu tarz toplantılara gittiklerinin farkına varmıyorlar mıydı?
Benim bu noktada somut olarak bildiğim tek şey Fatih Terim’in iki kere Emre’yi Florya’da odasına çağırıp tehditkâr bir dil ile, çok ciddi ikaz ettiğini biliyorum. Emre dışında bu şekilde ikaz alan başka bir futbolcu var mıdır tam olarak bilmiyorum. Ama o sırada Galatasaray’da bilfiil oynayan Okan Buruk var, Hakan Ünsal var, Arif Erdem var, Hakan Şükür var. Bu geri kalan dört ismin Fatih Terim ile ya da diğer kulp yöneticileriyle böyle bir diyalog yaşadıklarına dair net bir şey bilmiyorum.



Son olarak sizin ayrılık sürecinde cemaatin size ve ailenize verebilecekleri zararlar gerekçesiyle korkunuz var mıydı? Bu konuyla ilgili size bir baskı uygulandı mı?
Ben yine bunu birkaç parçaya ayırarak cevaplayayım. Benim şahsım açısından o noktada gerçek milat 17/25 Aralık oldu. 17 Aralık’a kadar ben onlara zarar verici nitelikte toplumun karşısına geçip konuşmadım. Ondan önceki dönemde konuşsam beni kim dinlerdi, hangi gazete, televizyon çıkartırdı o ayrı. Çünkü ortada bir Nurettin Veren örneği var. Adamcağız 2006 Haziran ayından itibaren konuşmaya başladı. Kendisine zemin olarak sadece Doğu Perinçek’in gazetesi ve Tuncay Özkan’ın televizyonunu bulabildi. Geri kalan medya, Hürriyet en başta kimse kabul etmiyordu. Şimdi bir taraftan bunu görüyorum öteki taraftan yine de konuşmuyorum. Çünkü benim şöyle bir mülazam var bir Risale-i Nur talebesi olarak. Meramımın anlaşılması için bir örnekleme yapmak durumundayım. 1918 – 1919’larda herkes Enver Paşa’nın aleyhinde konuşuyor. Bediüzzaman bir şey söylemiyor. Bediüzzaman’ın bu suskunluğu kendi çevresinde merak ve hatta eleştirilere sebep oluyor. Ama herkesin Enver Paşa’nın aleyhinde konuştuğu dönemden daha önce 1. Dünya Harbinde Ermenilerle yaşanan olaylar nedeniyle Ermeniler de Enver Paşa’ya çok karşıtlar. O dönemde karizmatik bir Ermeni lideri var. Antranik. Bediüzzaman Enver Paşa’ya bir şey demiyor. Bu hali bir gün sorgu konusu oluyor. Diyorlar ki, ‘Sen neden sesini çıkartmıyorsun? Hâlbuki bunun bildiğin çok pislikleri var.’ Bediüzzamanın verdiği cevap o dönemde benim için ölçü oldu. O dönemde de bana aynı soruyu soranlara ben de hep bu cevabı verdim. Üstat diyor ki; ‘Ben Antranik ile beraber Enver’e vurmam.’ Şimdi 17-25 Aralık’a kadar benim felsefem şu; bu adamlara dinci, şeriatçı diye Cumhuriyet gazetesi var gücüyle yükleniyor mu? Evet. Doğu Perinçek (ki Türkiye’de Allah ve din düşmanlığı en deklare olmuş isim) bunlar dincidir, şeriatçıdır diyerek saldırıyor mu? Saldırıyor. Ben de kendi yaşadığım dönemdeki pislikleri çıkıp anlatırsam, sonuçta Cumhuriyet gazetesi ve Doğu Perinçek ile aynı safta durmuş olacağım diyordum. Ben bunu yapmam diyordum. Ne vakte kadar yapmam? Bir gün Doğu Perinçek, Cumhuriyet gazetesi ve emsali sadece Fetö’nün düşmanı olarak değil esas itibariyle benim dinimin, Allah’ımın düşmanı olanlar devre dışı kalırsa bir şekilde…

Yani ben çıkıp konuştuğumda o adamlarla aynı çizgiye düşmüş olmak pozisyonundan kurtulursam konuşurum. Bildiklerimi anlatırım. Fetö’ye olan kızgınlığım sebebiyle düşmanlarımla ittifak kurmuş olacağım. Hayır dedim. Bu iki sebepten açıkça konuşmadım. Ama 17-25 Aralık’tan sonra zaten buna Tv programlarının tarihleri, kitapların yayın tarihleri kesin ispattır, ne biliyorsam çıktım konuştum. Halka karşı anlatmadıklarımı devlete anlattım. Şimdi bununla beraber bunların zararını gördüm mü? Can güvenliğimle ilgili bana ulaşan bir tehdit olmadı açıkçası. O dönemde maddi olarak sıkıntı çekeceğimi, aç kalacağımı öne sürerek ilk 5 sene her şeyi yaptılar. Burada çektiğim sıkıntıyı bir Allah bilir bir ben bilirim. Mesela şunu söyledikleri kulağıma geldi. Seyit … diye bir arkadaş vardı. O onların bu mobingine dayanamadı, gitti teslim oldu. Bana benzer pozisyondaydı. O teslim olduktan sonra İstanbul’daki 7 büyük bölge imamının birinin ağzından çıkan söz, (birisi bana taşıdı bu sözü) ‘Seyit Hocayı dize getirdik şimdi sıra Said Hocada’. Yani mobingle yaşayamaz, bir ekmek bile alamaz hale getireceğiz, ‘çoluğum çocuğum var aç kaldım, ben ettim siz etmeyin’ diyecek teslim olacak. Ona vereceğimiz işe ve maaşa fit olacak. Bu sözü duymak beni daha da biledi. Daha da dirençli oldum. Bu sözün gerçeğini ben de size yaşatmayacağım dedim. Ama şu kafamda gördüğünüz beyazların %80’i o beş sene içerisinde oldu. Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. 17 Aralık sonrası süreçte, hele 15 Temmuz sonrasında kalemim kırık. Bunun için rahat konuşuyorum artık.


 
YORUMLAR (üye olmadan da yorum yapabilirsiniz.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.