Bir gönül işçisi, bir yürek emekçisi: BİRSEN BAŞAR

Abdurrahman Uzun

Bir gönül işçisi, bir yürek emekçisi: BİRSEN BAŞAR

 Avaz avaz bağırmak, dağları delercesine haykırmak ister ya hani insan bazen… Kimi zaman da hiçbir şey söylemek gelmez içinden, biteviye bir suskunluğa hapseder yürek kendini… İşte tam da böyle bir haftayı geride bıraktık dostlar. 

Yine şimdiki gibi sıcacık mayıs günlerindeydik o acı Soma Faciası’nı yaşadığımız sırada

Canlarımızı yitirdiğimiz o kahreden trajedi anaları evlatsız, çocukları babasız, kadınları kocasız bıraktı. Hepimizin yüreğini yaktı Soma…

Geçtiğimiz hafta içinde o günler adına bir anma töreni yapıldı ve bir kez daha kanadı yüreklerimiz. Önceki gün Anneler Günü’ydü. Bir gün öncesinde ise, yine bambaşka bir facia yaşadık. Anneler Günü münasebetiyle gerçekleştirilen bir turda, 24 kişi can verdi bir trafik kazasında. Yüreklerimiz bir daha kor oldu acıdan…

Bütün bunları düşününce, hiçbir kıymeti kalmamıştı artık benim nezdimde Anneler Günü’nün itiraf etmek gerekirse. Zaten ana – babasının kıymetini bilenler için her gün Anneler Günü, her gün Babalar Günü değil midir ki

Gelelim sizler için bu hafta hazırladığım yazıya dostlar. 

Sizleri, gönlünüzle tanış edeceğim çok özel bir kadının hikayesine tanık olmaya davet ediyorum. Yazımın kahramanı Sevgili Birsen Başar. Kendisiyle yolumuz, Üsküdar Belediyesi’nin Kadınlar Günü’nde gerçekleştirdiği ‘İz Bırakan Kadınlar’ konferansında kesişmişti. Altı değerli konuşmacıdan biri olan Birsen Başar’ın müthiş hikayesi, muazzam azmi beni daha duyduğum ilk andan itibaren derinden etkilemişti. 

image3.JPG

Akşam da kendileri onuruna verilen yemekte hasbıhal etme imkanı bulduk. Birbirimizin iletişim bilgilerini aldık ve o yurt dışına gittiğinde de görüşmeye, sohbete devam ettik. Geçtiğimiz hafta bir mesaj aldım Birsen Başar’dan. “Türkiye’ye geliyorum, uygun olursan birlikte bir kahve içebilir miyiz?” diye soruyordu her zamanki nezaketiyle. “Elbette, çok mutlu olurum” dedim ve ilk fırsatta da buluştuk. Bu benim için gerçekten de çok özel ve keyifli sohbetten, Birsen’in başarmak istediklerinden, insanlığa dair güzel hayallerinden o kadar etkilendim ki, iznini de alarak sizlerle de paylaşmak istedim.

Önce biraz kim olduğundan bahsedeyim… 1986 yılında Hollanda’nın Breda kentinde dünyaya gelmiş Birsen BaşarOkul hayatı, anaokulundan başlayarak hep iletişim problemleriyle geçmiş. Müthiş cana yakın ve sıcakkanlı olmasına rağmen arkadaşlık kurmakta zorluklar çekmiş. Yüksek öğretiminiişletme ve hukuk alanında yapmış. Artık tamamen içine kapanık bir kızmış ve kendi ifadesiyle bir gün hocasından “Birsen sen konuşma özürlü müsün?” şeklinde bir uyarı bile almış. Mezuniyetinden iki buçuk ay önce de kendisine otizm teşhisi konulmuş. O güne kadar bu konu hakkında hiçbir bilgisi yokmuş. Başlamış meseleyi derinine araştırmaya… 

Otizmlilerle tanışıp, kendini ve onları anlamaya çalışmaya… İlk kitabını 2008 senesinde yazmaya başlamış. Bilinenin aksine, normal ve yüksek zekalıotizmliler hakkında yazılar kaleme almış. Otizmin çok geniş spektrumlu bir hastalık olduğunu anlatmaya çalışmış. İlk kitabı “Ben de Artık Fark Edilmek İstiyorum” 2010’da Hollanda, Belçika ve Türkiye’de yayınlanmış. Bu kitapta otizm teşhisi konulmadan önceki hayatını anlatmış. 

İkinci kitabı “Otizmle Yaşamak” ise yine üç ülkede, 2013 senesinde yayınlanmış. İki yıl önce de “Otizm Benim Dünyam” adlı üçüncü kitabı çıkmış piyasaya. Şimdilerde bir yandan otizm konusundaki çalışmalarına devam ediyor, bir yandan da Breda Belediyesi’ndeki memurelik görevine Birsen Başar. Fırsat buldukça seyahat ediyor, okumayı ve müzik dinlemeyi çok seviyor. 

Onunla birlikte geçirdiğimiz saatlerde hastalığıyla mücadelesinden, yaşam sevgisinden, içtenliğinden ve bilgeliğinden inanın çok istifade ettim. Isparta ve Antalya’da otizmli gençler ve aileleriyle yaptığı sohbetlerden kalan vaktinde bana da zaman ayırdığı için kendisine defalarca teşekkür ettim.

Ama öylesine tevazu yüklü bir yüreği var ki Birsen’in; o da bana sohbetimizin sonunda “Zorla görüşmedin değil mi benimle?” diye sordu. Fotoğraf çektirirken de “Gözlüklerini çıkart, gözlerin görünmüyor; samimiyetsiz geliyor bana” diyecek kadar da açık sözlü, candan, içten, samimi…

Birsen’in bu halleri belki kimilerine baştan biraz tuhaf gelecektir ama biraz ruhunu hissedip, kalbini duyumsamaya başladığınızda karşınızda nev-i şahsına münhasır bir yürek emekçisi olduğunu anlıyorsunuz. Ve onun mücadelesine, yaşam sevgisine ve asla vazgeçmeyişine bakıp, gelecek güzel günlere dair umutla doluyorsunuz.

Birsen'in en büyük hayali Türkiye'deki otizmli kardeşlerine, ablalarına, abilerine danışmanlık yapmak. Otizm ile ilgili aldığı eğitim ve deneyimlerini Türkiye'deki dostlarıyla daha sık biraraya gelerek paylaşmak ve onlara nelerin başarılabileceğini göstermek. Bizim payımıza da sevgili Birsen Başar'ı alkışlamak, kucaklamak ve her konuda sonuna kadar destek olmak düşüyor.

 İyi ki varsın, iyi ki seni tanıdım Birsen….

Haftaya bir başka konuda, bambaşka bir macerayla buluşmak üzere hoşçakalın…  Zelikız

Yorumlar

  • Bir çok insana örnek teşkil edecek bir hayat hikayesi ve dahasıda bunu çok güzel kaleme alıp anlatan bir yazı olmuş emeğinize yüreğinize sağlık Kasım Aygörmez