Hadi bırak şu telefonu gel bi çay içelim...

Mücahit Kaya

Hadi bırak şu telefonu gel bi çay içelim...

Her tarafımız sarılı artık değil mi? Hapsolduk bir dünyanın içine. Uzak kalmak istesek de diyeceğim ama kim uzak kalmak istiyor ki? Teknolojiden bahsediyorum. Ama öyle bilgi deposu olan, insana yepyeni ufuklar açan, öğreten, doğru sonuçlara götüren teknolojiden değil, takibe takip yapılan, filtre yarıştıran, yalan dünyasına inandıran, hayattan koparan, küfrettiren, saldırganlık yapan teknolojinin sosyal mecralarından.

Kime sorsam yok efendim ben ölçülü kullanıyorum, o bağımlıları anlamıyorum, nasıl inanıyorlar sanal dünyaya falan… Yahu sen değil ben değil kim peki bu sosyal medya bağımlısı insanlar, daha son teknoloji ürünler piyasaya sürülmeden siparişi verip kapıda kargo bekleyenler, eşine zorla yorum yaptırıp mutlu evliliğin sırrını paylaşanlar, tasavvuftan bir haber olup sayfa sayfa sözler paylaşanlar…

Şapkayı çıkarıp önümüze koymakta fayda var. Başkasındaki yanlışı görmek en kolayı da ya sendekini?

Bir nesil mahalle oyunlarını görmeden, oyun sevdasına, soluk soluğa yediği ekmek arasının tadını bilmeden, akşam ezanında camdan seslenen annesinin eve çağırılışını duymadan, saklambacı, yakar topu, sekseği, ebelemeci yaşayamadan büyüdü bile. Sonrasını biz de göremiyoruz daha. Şu an okurken ne hissettiğinizi bilmeyi öyle isterdim ki? Hangi çocukluk arkadaşlarınız hatırınıza geldi, dizin kanadığında annen eve çağırmasın diye komşuda yarayı halledip oyuna nasıl devam ettiğini, mahalle arkadaşlarınla toplanıp sokak hayvanlarına evden giz gizli süt taşımak için yaptığınız planları, boncuk, pamuk, karabaş isimlerini verdiğiniz hayvan dostlarınızı, çocuk kalbine sığdırdığın merhameti, birliği, yardımseverliği, dumanı tüten evlerdeki sıcaklığı…

Size yeni bir haberim var. Katlanabilir kıvrılabilir telefon, ipad, laptopların tanıtımı yapıldı geçen gün. İnsanlar büyülenmişçesine hayran hayran izledi. Alkışladı, tebrik edildi, bir daha denendi, ağızlar açık kaldı, ıslıklar, tezahüratlar salonda dalga dalga…

Eskiye hapsolmak, çağı reddetmek, mutlak surette 20 sene öncesinde yaşamak o günlere dönelim demek değil derdim. Derdim sarjın bittiğinde dünyan kararmışçasına priz araman, derdim sayfanı sürekli yenileyip beğenen beğenmeyen skoru tutman, derdim farkına varamadığın yalnızlığın, ağdalı laflarda sana ait olmayan kalıpları giyinmen, çakma mı orijinal mi diye fotoğraf büyütmen, onlarda şöyle bizde böyle diyerek hayatını hep bir yarış ve denklik üzerine kurmam, derdim katlanabilir telefon heyecanını her şeyden üstte tutman.

Benim hayatım sana niye dert oldu be kardeşim derseniz de hakkınızdır. Kusurumu affedin. ‘’Katlanabilir telefonlar artık çok daha pratik ve kullanışlı’’ haberlerini manşetten görünce bir iki kelam etmek istedim.

Hadi bırak şu telefonu da gel bi çay içelim. Ben anlatayım sen dinle. Sen anlat ben çaya şükredip, hayata teşekkür edip kırışan göz kenarlarındaki anılarını izleyeyim. Bu kişi annen olur, arkadaşın olur, sevdiğin bir yakının olur, sohbetinden feyz alacağın bir babacan olur. Ama biraz ara ver onu değerli hissettir. Can cana sohbet olsun bir de dedim ya yanında da demli bir çay dursun.

Selametle…

Yorumlar

  • Ne kadar içten kaleme almissiniz..ben kendi çocugumu sokağa alistirmak icin çok çaba sarfettim.sokakta bulabildiği bikaç arkadaşiyla o kadar güzel vakit geçiriyor ki ..biz büyüklerin buna gayret etmesi gerekiyor.uygun zemini oluşturmazsak onlar kendilerini oyalayacak şey olarak telefon televizyon ve bilgisayari tercih ederler tabi olarak.yazik günümüzün çocuklarina:( Esra Akmaz