ÖZEL HABER

Uğur Uzunok: Hakkımı helal etmiyorum

TRT 1 ekranlarında yayınlanan ve büyük beğeni toplayan 'Payitaht Abdülhamid' dizisinin senaristi Uğur Uzunok, Türkiye Haber Merkezi'ne konuştu. THM editörü Fatimatüzzehra Maslak'ın ropörtajını yayınlıyoruz...

Uğur Uzunok: Hakkımı helal etmiyorum
Türkiye Haber Merkezi - Röportaj Haber / Fatimatüzzehra Maslak

Her Cuma TRT 1 ekranlarında yayınlanan ‘Payitaht Abdülmahid’ dizisinin senaristi Uğur Uzunok hocamızla sohbet havasında bir röportajı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Osmanlı Devleti’nin en etkileyici padişahlarından Abdülhamid Han’ın hayatını tüm objektiflikle anlatmayı hedefleyen Uğur hocaya, neden bütün padişahlar arasında Abdülhamid’i seçtiğini sorduğumda "En çok haksızlığa uğrayan Padişah olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bütün gerçekleri anlatmak istiyorum. Çünkü, kimsenin bilmediği gerçekler var” dedi.

Sohbet boyunca soruları örneklerle açıklayan ve keyifli zaman geçirmemizi sağlayan bir yazarla böyle bir röportajı gerçekleştirmenin beni onurlandırdığını belirtmek isterim. Kendisinden bahsetmesini rica ettiğimde söylediği şey düşündürücüydü: "Dünya uzaylıların akıl hastanesidir diyorlar bende bir dünyalıyım yani"



İşte Uğur Uzunok hocamızla yaptığımız o keyifli röportaj ve Uzunok hocamızın diziye dair önemli açıklamaları...

Neden Abdülhamid Han’a bu kadar eleştiri var?

Her meseleyi kendi hakikatleri içinde değerlendirmek lazım ancak böyle doğrulara varabiliriz... Dönemin şartları, kişileri nasıl etkilediyse ona göre yaşadılar ve tavır aldılar. Abdülhamid Han’ın tahta çıktığı yıllara gidelim... Memleket bir savaşa sürüklenmiş 93 harbi, Osmanlı-Rus savaşı yaşanmış. Ruslar Ayastefanos’a kadar gelmiş. Günümüzde Yeşilköy civarı...

İstanbul’a girmemeleri için hiçbir sebep yok. Abdülhamid tahtta ve “Payitahtı Bursa’ya taşıyalım mı?” soruları ortada dolaşıyor... Ülke bu durumdayken Abdülhamid, ülkeler arası siyaseti kullanıp Fransa ve İngiltere’yi işe dahil ediyor. Rusların karşısına İngilizleri çıkarıyor ve o günlerde belki devlet yıkılmaktan kurtuluyor. Buna benzer hadiseleri bu olaydan yaklaşık 50 yıl sonra yapanlara kurtarıcı deniliyor ama Abdülhamid’in 93 Harbinden sonra diplomasi ile devletin yıkılmasını engellemesinden söz etmiyoruz. Neredeyse hemen hemen aynı hadise... Anadolu işgal altında, İstanbul’u İngilizler yönetiyor. Mustafa Kemal ve arkadaşları milletiyle beraber savaşıyor, ardından antlaşmalar imzalayıp ülkenin belli bir kısmını sınırlarımız olarak belirleyip, yeni devlet kuruyor. O dönem yeni devleti kuranlara kurtarıcı diyenler Abdülhamid’e Kızıl Sultan diyebiliyor. 93 Harbine, Abdülhamid sürüklemedi üstelik devleti. 

Bu kadar tartışılan ve hakkındaki gerçeklerin üstü örtülen bir Padişah’ın dizisine dair eleştiriler neler?

Öncelikle bu bir televizyon dizisi ve eğlence faktörünün etkin olduğu bir mecra burası. Adı üstünde drama. Drama oyuncuların kurgulanmış metinlere göre canlandırıp, sergilediği bir anlatı tarzıdır. Drama’nın içinde kurgu bir kuraldır. İçinde kurgunun olmadığı drama dram değil belgesel olabilir. 
Biz de bir drama yapıyoruz, tarihin unsurlarını gerçeklerini es geçmeden kurgulayıp seyirciye sunuyoruz. Bir çok insan bunu taktir etti. Reytinglerimiz de çok iyi. Gün içinde en çok izlenen dizi oldu. 

Eleştirenler, işin sadece bir cüzünü görüyor ve öyle eleştiriyor. Biz o dönemdeki insanların hatıralarını, günlüklerini, yazılarını baz alarak senaryoyu geliştiriyoruz. ’Abdülhamid ailesi ile yemek yemezmiş’ diyorlar. Ayşe Osmanoğlu, Abdülhamid Han’ın  kızı... Hatıratında ‘babam zaman zaman gelir beraber yemek yerdik’ yazıyor. Paşaları yemeğe çağırırmış, büyük masalarda yemek ziyafetleri verirmiş buna dair elimizde Yıldız Sarayı'nda yemek masalarının fotoğrafları var. Bir diğer eleştiri Padişah kravat takmazdı diyorlar. Şadiye Osmanoğlu’nun hatırlatında babasının kravat taktığını, hatta inciden bir kravat iğnesi kullandığını söylüyor. Peki neden bu eleştirilerle karşımıza geliyorlar anlamak zor. Sanırım algıyı değiştirmek istiyorlar. Biz Abdülhamid’in gerçeklerini anlatmaya çalışırken onlar ufak detaylarla arkadaki gerçek hikayenin görünmesini istemiyorlar.

Theodor Herzl gerçeğini, Mahmut Paşa’nın İngilizlerle ortaklığını, Abdülhamid Han’a yapılan suikastleri... Abdülhamid’i tanımayan bilmeyen nesle biz bunları anlatmaya çalışırken bunlar bu detaylarla konuyu magazinleştirip yönünü değiştiriyorlar. Üzüldüğüm nokta da bu. Biz tarihteki Abdülhamid’i anlatmaya devam edeceğiz çünkü bundan memnun kalan bir kitle var. Bu kitle tarafından takdir görüyoruz. Hakikatten mesnetsiz hakaretvari eleştiriler üzüyor. Bu şekilde iftiraya varan eleştiriler yerine diziye faydalı olmak istiyorlarsa kapımız her zaman açıktır. Ben hakaretvari eleştirip, iftira atanlara hakkımı helal etmiyorum. Niye helal etmiyorum? Biz doğruyu göstermek için çalışan büyük bir ekibiz gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Biz doğruyu göstermek için sabahlara kadar uyumuyoruz. Hata yaptığımız sahneleri defalarca tekrar çekiyoruz. Tabi ki yanlış, eksik yaptığımız şeyler oluyor. Ama yaptığımız iş ve istikametimiz belli. Daha iyisini yapmaya çalışacağız. 



Kadınların giyimleri konusundaki eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadınların giyimleri konusunda o dönemin şartlarını göz önünde tutuyoruz. Nasıl giyiniyorlarsa onu yansıtıyoruz. İslam kaide kurallarına göre namahrem olanın yanında örtülü, kendi haremlerinde çocukları ve kocalarının yanında oldukları hallerde ise örtüleri olmadan gösteriyoruz. Bu bizim verdiğimiz bir karar değil ki. Haremlik-selamlık kaidelerini bilmeyenler bizleri bu hususta eleştiriyor. Biz ise dönemi yansıtmaya çalışıyoruz.

Senaryoyu neye göre tasarlıyorsunuz? En çok nelerden faydalanıyorsunuz? Günümüzde yaşayan Osmanlı torunlarından fikir alış veriş yaptığınız kimler var?

En önemli kaynağımız hatıralar. Hatıralar o dönemin bakış açısını ruhunu yansıtıyor. Her hatırayı yazan farklı olunca ortaya değişik bakış açıları da çıkıyor. Çünkü hatıralar kişisel bir edebi tür olarak değerlendirilebilir ve asla objektif olamazlar. Çünkü yazan kişinin açısından görülmüştür bütün olaylar. Theodor Herzl, Ayşe Osmanoğlu, Şadiye Osmanoğlu, Rıza Paşa, Tahsin Paşa, Mislimelek Sultan... 

Bunların hatıralarının yanı sıra o dönem için hususi çalışılmış kitaplar var. Hicaz demir yolları için çalışılmış, Yahudi göçleri ile ilgili çalışılmış kitaplardan faydalanıyoruz. O dönemin edebiyat kaynaklarını takip ediyoruz ve dramamızı kurarken Dünya edebiyatına yön vermiş kişilerden eserlerden de yararlanıyoruz. Senaryo çekilen bölümlerden önde gidiyor. Bu bakımdan rahatız, dediğim gibi sıkı bir ekip çalışması içindeyiz. Aynı zamanda Orhan Osmanoğlu ile fikir alış verişinde bulunuyoruz. Bizimle hususi bilgiler paylaşıyor. Önümüzdeki bölümlerde bunları göreceksiniz. Yine değerli danışmanızmız Prof. Dr. Azmi Özcan’ın büyük yardımlarını görüyoruz. Her mesele ile ilgili kendisinden fikir alıyoruz.

Dizi ile neyi amaçlıyorsunuz, hedef kitlesine vermek istediğiniz mesajlar neler?

Abdülhamid Han, yaşarken yalnız kalmış bir adam. Biz yüzyıl sonra da olsa onun yanında olduğumuzu göstermek istiyoruz. Yapılan haksızlıkları bertaraf etmeye çalışıyoruz. Şunu diyoruz, demeye çalışıyoruz. Ey Milletim senin büyük bir tarihin var, büyük bir geçmişin, bir devletin ve bu devleti idare eden büyük hükümdarlarının olduğunu hatırla... Bu ulu medeniyeti yeniden yükseltmek hususunda gayret et. Bunları hatırla ve bunları hatırlayarak geleceğindeki devleti, medeniyeti, toplumu inşa et.



Sohbetimizin sonuna geldiğimizde hocamıza özel bir soru sorduk:

Bazı insanlar yaptıkları çalışmalarla uyuyup uyandıklarını söylüyor. Hatta bazıları projelerinin rüyalarına bile girdiğini dile getiriyor. Peki sizin başınıza hiç böyle bir durum geldi mi senaryoyu yazma aşamasında? Abdülhamid Han’ı rüyanızda hiç gördünüz mü?

Ben rüya görmüyorum çünkü uyumuyorum. (gülüyor) Nietzche’nin bir sözü var “Geceleri uyumayanların yolundan çekilin”

Konular: röportaj, Uğur Uzunok, Senarist, türkiye haber merkezi,

Yorumlar